''EĞİTİMDE YAMA DEĞİL, YENİDEN İNŞA YAPILMALIDIR''
Eğitimde çözüm bekleyen projeler tartışmasız hayata geçilmelidir. Dün dünde kaldı yarınlara odaklanmalıyız.
Eğitim
Yayın: 17 Mart 2026 - Salı - Güncelleme: 17.03.2026 14:38:00
Editör -
Okuma Süresi: 5 dk.
166 okunma

TÜRKİYENİN IŞIGINI ARAYAN ÇOCUKLAR
Türkiye’de eğitim, yıllardır üzerinde en çok konuşulan ancak yapısal sorunları bir türlü çözülemeyen devasa bir kördüğüm haline geldi. Her gelen bakanla değişen sistemler, müfredat güncellemeleri ve sınav isimlerinin farklılaşması, maalesef eğitimin niteliğini artırmak yerine belirsizliği derinleştirdi. Bugün geldiğimiz noktada eğitimdeki "çarpıklık", sadece bir müfredat meselesi değil; bir fırsat eşitliği, liyakat ve ekonomik vizyon meselesidir. Peki, küresel örnekler ve tarihsel dersler ışığında bu çarpık düzeni nasıl ortadan kaldırabiliriz?
Eğitimdeki en temel çarpıklık, paranın eğitimin kalitesini belirleyen yegane unsur haline gelmesidir. Bir yanda her türlü teknolojik imkana sahip, yabancı dili ana dili gibi çözen özel okullar; diğer yanda temizlik personeli bulmakta zorlanan, kalabalık sınıflara hapsolmuş devlet okulları… Bu makas açıldıkça, toplumsal barış ve dikey hareketlilik yara alıyor.
TAŞRA VE KÖY OKULLARI TEKRARDAN KAZANILMALI
Dünyaya baktığımızda Finlandiya ve Estonya gibi ülkelerin başarısının sırrı, eğitimin "satın alınabilir" bir lüks olmaktan çıkarılıp, devlet eliyle her çocuğa en üst kalitede sunulmasıdır. Çözümün ilk adımı, "Okul Bazlı Bütçeleme" sistemine geçmektir. Devlet, en dezavantajlı mahalledeki okula en yüksek bütçeyi ve en deneyimli öğretmen kadrosunu tahsis etmelidir. Adalet, herkese eşit davranmak değil, ihtiyacı olana daha fazla destek sunmaktır. Taşra ve köy okullarının yeniden canlandırılması ve dijital altyapının her öğrencinin cihazına girmesi, fırsat eşitliği için şarttır.
Mevcut sistemimiz, çocukları 12 yıl boyunca sadece birkaç saat sürecek testlere hazırlayan bir "yarış atı" fabrikasına dönüştü. Bu durum, merak eden bireyler yerine, sadece şıklar arasında doğruyu bulmaya çalışan mekanik zihinler yetiştiriyor. Oysa tarihin en büyük dehaları, genellikle bu tip katı sistemlerin dışına itilen isimlerdir.
Bunun en çarpıcı örneği Thomas Edison’dur
Okul hayatının başında, öğretmeni tarafından "zihni bulanık" olarak nitelendirilip okuldan uzaklaştırılan Edison, annesi Nancy Edison’un sarsılmaz inancıyla evde eğitildi. Annesi sistemi değil, oğlunun potansiyelini esas aldı. Eğer o gün annesi sistemin dayattığı etiketi kabul etseydi, bugün dünya çok daha karanlık bir yer olabilirdi. Türkiye’nin her bir okulu, her öğrencisine bir "Nancy Edison" vizyonuyla yaklaşmalıdır. Sınavın ağırlığı azaltılmalı ve "Süreç Odaklı Değerlendirme" sistemine geçilmelidir. Bir öğrencinin projeleri, spor başarıları ve sanatsal yetenekleri, üniversiteye girişte en az sınav kadar etkili olmalıdır.
Türkiye’nin en büyük paradokslarından biri; bir yanda milyonlarca diplomalı işsiz, diğer yanda "çalıştıracak usta bulamıyoruz" diyen sanayicidir.
Türk insanı pratiktir, "usta-çırak" geleneğinden gelir; ancak mevcut yapı herkesi beyaz yakalı olmaya zorlayan bir akademik cendere sunuyor.
ALMANYA’NIN "DUAL EĞİTİM" SİSTEMİ
Türkiye için kritik bir referanstır. Mesleki ve teknik eğitim, "Akademik olarak zayıf öğrencilerin gittiği yer" imajından kurtarılmalıdır. Sanayi bölgeleriyle iç içe, mezuniyet sonrası yüksek gelir ve itibar garantisi sunan teknik kolejler yaygın hale getirilmelidir. Marangozluktan yazılıma, tarımdan yüksek teknolojiye kadar her alanda "usta" olmanın toplumsal saygınlığı yeniden inşa edilmelidir.
Dünyanın en iyi müfredatını yazsanız bile, onu hayata geçirecek olan öğretmendir. Öğretmenlik mesleği, ekonomik ve sosyal olarak büyük bir itibar kaybı yaşamaktadır. Sözleşmeli ve ücretli gibi güvencesiz modeller derhal terk edilmeli; tüm öğretmenler kadrolu ve insanca yaşayacak ücretlerle istihdam edilmelidir. Ataması yapılmayan öğretmen sorunu, bir planlama hatasıdır ve bu planlama, piyasa gerçekleri ile eğitim fakülteleri arasında acilen kurulmalıdır.
Eğitim, siyaset üstü bir beka meselesidir. İktidarlar değişse de değişmeyecek, en az 20 yıllık bir "Eğitim Reformu Anayasası" hazırlanmalıdır. Bu anayasa; bilimi rehber alan, liyakati kutsayan ve her bir evladını tıpkı Edison’un annesi gibi değerli gören bir felsefeye dayanmalıdır.
Unutmayalım ki, bir ülkenin geleceği sadece yeraltı kaynaklarında veya binalarında değil, sınıflarında verilen eğitimin kalitesinde gizlidir. Çarpıklığı düzeltmek zor ama imkansız değildir; yeter ki eğitimde adaleti, kişilerin tercihine değil, devletin sarsılmaz bir sözüne dönüştürelim. Gelecek, sınıflardaki sıraların lüksünde değil, o sıralarda oturan çocukların; pozitif ayırımcı fırsat eşitliğine olan inancında gizlidir.
Sunumu Hazırlayan Karageçili İbrahim YILDIZ
YENİ HABER GAZETESİ CUMA TUNCER
Yorumlar (0)






